Yıllar sonra güzel bir partide eski bir arkadaşımla karşılaştım. Yanındaysa ilk platonik aşkım! Beni en son gördüklerinden beri olumlu açıdan, her yönden değişmiş ben, ikisinin de hayran bakışlarını yakaladım. Her ne kadar başlarda platonik aşkımı görünce içimde garip hisler uyansa da ilerleyen saatlerde hislerimin doğrultusu diğerine kaydı. Evet ikisi de çok yakın arkadaşlardı, evet tehlikeli sulardaydım... Uzun yıllar boyunca kendisine büyük aşk beslediğin çocuğun çok yakın arkadaşından hoşlanmak ve olası bir ilişki hiç de iyiye işaret değildi. Tüm bunlar aklımdayken platoniğimin arkadaşıyla parti boyunca beraber takıldık. Üçümüz başlarda beraberken platoniğimin kıskançlığını sezip bundan ayrı bir mutluluk duydum. Sonradan birtakım terslikler (aslında terslik değil kendi adıma şans diyebilirim) yüzünden platoniğim aramızdan ayrıldı ve biz başbaşa kaldık. Mükemmel bir geceydi, çok alakasız şeylerden bahsettik, acayip güldük. Gece sonunda aramızda garip bir an oldu. Onun da benden hoşlandığını rahatlıkla hissedebiliyordum ama bunun burada kalacağını da biliyordum. Ne de olsa ben onun en yakın arkadaşına uzun yıllar aşık olan kızdım, o da benim en yakın arkaşıma ayarlamaya çalıştığım çocuk. Zamanında yanlış kararlar alıp bugünkü en doğru kararı alabilmeyi imkansızlaştırmıştık...
Eski aşkının en yakın arkadaşı yeni aşkın olabilir mi?
Eskiden bunu imkan dışı olduğunu savunanlardandım. Kesin inanışım dostlukların her zaman daha önce geldiğinden yanaydı. Hala da öyle. Peki artık eskiden çift olan kişiler arasında aşk bitmişse bu çiften birinin en yakın arkadaşıyla diğerinin arasında bir şey olamayacağı anlamına mı gelir? Ya yanlışlıkla en yakın arkadaşımızın aradığı kişiyle önce biz çıktıysak?
Kendimi bildim bileli inandığım bir şey vardır: Bu hayatta herkes için uygun, asıl beklediği bir ruh eşi vardır. Ruh eşini bulmak imkansız değildir fakat çok zordur. Onu bulana kadar olabildiğince çok insanla tanışmalı, ilişkilere normalde biraz daha fazla şans vermeli. İlk görüşte aşkla bulunacağına inanmıyorum tabii, o kadar çok da Hollywood filmleri etkisi altında kalmış değilim. O yüzden yıllarca tanıdığın fakat aranızda o güne kadar hiçbir şey olmayan biri de olabilir, yakın bir arkadaşın da ya da ve kötü bir seçenek olarak arkadaşının eski sevgilisi ya da eski hoşlandığı da. Zaten tüm dünya nüfusundan bir kişiyi arıyoruz ve listedekileri bir şekilde eleyerek doğru kişiyi bulma olasılığımız çok düşükken bir de baştan doğru kişiyi listeden çıkarmak düşüncesi çok acı verici ve umut kırıcı!
Bu tür durumlarda yapılabilecek ilk şey arkadaşın nabzını yoklamak. Arkadaşı ve eski sevgilisi arasındaki bir ilişki onun için ne anlama gelir, sorun olur mu yoksa ileride anıların kahkahalar eşliğinde paylaşılacak bir ortam yaratmasına mı fırsat verir? Arkadaş için sorun olmayacak olsa da ilişkiyi yaşayacaklar rahat edebilir mi? Her ne kadar başkalarının düşüncelerine göre yaşamamak gerekse de büyük arkadaş çevresindeki ortaklar arkadaşlar bu durumu kabullenebilecek mi ve onların tutumları çifti ne kadar etkileyecek... Bunlar hep düşünülmeli.
Evet, büyük çoğunluğun inanmadığı ruh eşini bulmak imkansıza yakın, bir de doğru kişinin gözünüz önünde olup bir şekilde 'o' olduğunu anlayamamak başka bir zorluk. Gene de aramaktan vazgeçmeyin.
5 Ağustos 2009 Çarşamba
20 Temmuz 2009 Pazartesi
Mutluluk tek kullanımlık mı?
Dün sabah uyandığımda tam olarak tarif edemediğim bir duyguya sahip olduğumu fark ettim: Kalbimin üstünde bir ağırlık, zor yutkunuşlar, gülümsemek istemeyen dudaklar, uzanıp tüm gün tavana bakmak isteyen gözler... Sanırım mutsuzdum.
Mutlu olabilmeyi çok kolay becerebilen ben, uzun zamandır karşılaşacağımız anın hayalini kurduğum kişiyle sonunda buluşmuştum. Kalabalık arkadaş grubuyla benim grup bir arada güzel bir gece geçirmiştik. Onu bir daha görebilmek için büyük fedakarlıklar yapıp iki gün sonraki Rock 'n Coke'a gittim. Onunla konuşabilmek için kendimi zorladım, kendisi normalde de Rus buzdolabı olduğu için ondan da pek bir tepki alamadım. Aylardır beklediğim buluşma mahvolmuştu, hayallerime teğet geçmeyi bırakın yakınından bile geçememiştim.
Hoş bulduğum erkeklerle mutlu olduğumu düşündüğüm tüm anların erkek başına bir kereye düştüğünü hesaplarsam mutluluğun herkesle bir kullanımlık olduğu genellemesini yapıyorum. Asla ikinci buluşmada mutlu olamıyorum. Neden?
*Hayalperestim, ikinci buluşma için çok fazla hayal kuruyorum. Sonrasında hayalkırıklığına uğruyorum.
*Erkekler ikinci görüşmede değişiyor.
*Ben ikinci görüşmede çok gergin oluyorum ve ilk seferki gibi rahat ve girişken olamıyorum.
*Hevesim bir şekilde geçtiği için savaş vermiyorum.
*Mutluluk gerçekten tek kullanımlık!
Doğrusunun hangisi ya da doğrularının hangilerini olduğunu bilmiyorum. Tek bildiğim mutsuzluğum uzunca bir süre geçmeyecek gibi...
Belki de düşüncelerini depresif fakat haklı noktalara dayandırabildiğini bildiğim birinden duyduğum cümle beni etkilemişti: 'İnsanlar mutlu olacak şekilde yaratılmamış olabilirler'. Ya gerçek buysa, ya mutlu olmak için yaratılmadıysak? Mutsuzluklarımız hep akıllarda ve kalplerde kalansa bu düşünceyi nasıl çürütebiliriz? Daha da önemlisi, durum buysa, mutsuz olmaya nasıl alışacağız?
Genellikle mutlu olduğumdan nadiren mutsuz gözüken ama mutsuz oldum mu son derece sancılı bir dönem geçirem ben o klasik dönemleri yaşıyorum şu an: Bir kez mutsuzluluğa düşüldü mü bir daha bu durumdan kaçamayacağım korkusu.
O kadar imkansız gözüküyor ki bu histen kurtulmak aklıma çılgınca fikirler geliyor. Sanırım en iyisi sil baştan bir ortama girip yepyeni insanlarla tanışmak. Bunun için şimdi bir arkadaşımı arasam hiç fena olmayacak...
Mutluluğu sınırsızlaştırabilmeniz dileğiyle...
Mutlu olabilmeyi çok kolay becerebilen ben, uzun zamandır karşılaşacağımız anın hayalini kurduğum kişiyle sonunda buluşmuştum. Kalabalık arkadaş grubuyla benim grup bir arada güzel bir gece geçirmiştik. Onu bir daha görebilmek için büyük fedakarlıklar yapıp iki gün sonraki Rock 'n Coke'a gittim. Onunla konuşabilmek için kendimi zorladım, kendisi normalde de Rus buzdolabı olduğu için ondan da pek bir tepki alamadım. Aylardır beklediğim buluşma mahvolmuştu, hayallerime teğet geçmeyi bırakın yakınından bile geçememiştim.
Hoş bulduğum erkeklerle mutlu olduğumu düşündüğüm tüm anların erkek başına bir kereye düştüğünü hesaplarsam mutluluğun herkesle bir kullanımlık olduğu genellemesini yapıyorum. Asla ikinci buluşmada mutlu olamıyorum. Neden?
*Hayalperestim, ikinci buluşma için çok fazla hayal kuruyorum. Sonrasında hayalkırıklığına uğruyorum.
*Erkekler ikinci görüşmede değişiyor.
*Ben ikinci görüşmede çok gergin oluyorum ve ilk seferki gibi rahat ve girişken olamıyorum.
*Hevesim bir şekilde geçtiği için savaş vermiyorum.
*Mutluluk gerçekten tek kullanımlık!
Doğrusunun hangisi ya da doğrularının hangilerini olduğunu bilmiyorum. Tek bildiğim mutsuzluğum uzunca bir süre geçmeyecek gibi...
Belki de düşüncelerini depresif fakat haklı noktalara dayandırabildiğini bildiğim birinden duyduğum cümle beni etkilemişti: 'İnsanlar mutlu olacak şekilde yaratılmamış olabilirler'. Ya gerçek buysa, ya mutlu olmak için yaratılmadıysak? Mutsuzluklarımız hep akıllarda ve kalplerde kalansa bu düşünceyi nasıl çürütebiliriz? Daha da önemlisi, durum buysa, mutsuz olmaya nasıl alışacağız?
Genellikle mutlu olduğumdan nadiren mutsuz gözüken ama mutsuz oldum mu son derece sancılı bir dönem geçirem ben o klasik dönemleri yaşıyorum şu an: Bir kez mutsuzluluğa düşüldü mü bir daha bu durumdan kaçamayacağım korkusu.
O kadar imkansız gözüküyor ki bu histen kurtulmak aklıma çılgınca fikirler geliyor. Sanırım en iyisi sil baştan bir ortama girip yepyeni insanlarla tanışmak. Bunun için şimdi bir arkadaşımı arasam hiç fena olmayacak...
Mutluluğu sınırsızlaştırabilmeniz dileğiyle...
29 Haziran 2009 Pazartesi
Kankalıktan aşka transfer
Sakin geçen aşk hayatımı canlandırmak isteyen yakın kız arkadaşlarım sonunda yapacaklarını yaptılar ve küçük yaştan beri çok sevdiğim, hatta en yakın erkek arkadaşım diyebileceğim kişiyle beni çok yakıştırdıklarını itiraf ettiler. Bir sevgili bulmam konusundaki isteklerini anlayabiliyordum ama bu kadarı o an fazla gelmişti. Espriyle ortamı yumuşatıp konuyu değiştirdim. Gece eve gittiğimde 10 yıllık, dostum dediğim kişiyle nasıl bir çift olacağımızı düşündüm. 'Saçmalama' deyip uykuya daldığımda kızların dediklerinden çok fazla etkilenmiş olacağım ki rüyamda ikimizi mükemmel bir çift olarak gördüm. Sabah uyandığımda rüyanın etkisinden kurtulamadığım için olanları ve rüyamı, diğerlerinden alakasız bir arkadaşımla paylaştım. 'Aslında ilişkilerin en güzeli kankan olarak gördüğün kişiyle olur. Birbirinizin her türlü halini görmüşsünüzdür ve birbirinizi koşulsuz seviyorsunuzdur' dedi. Gün içinde bu konuşmayı her ne kadar aklıma getirmemeye çalışsam da başarılı olamadığımı o gece de rüyamda onu, ya da 'bizi' görmemle anladım.
Kankalar sevgili olabilir mi?
Uzun yıllar gerçek aşkın ilk görüşte aşkla olacağına inanan ben, bu düşüncemi yakın zamanlarda değiştirmiştim. Çevremde bir sürü güzel örnek vardı. Hatta en yakın arkadaşlarımdan birinin sevgilisi daha önce bizim başka iki kız arkadaşımıza aşıktı. Yıllarca yanlış kızlarda aşkı aradıktan sonra sonunda doğrusunun yanı başındaki kişide olduğunu anladı. Şu an çok mutlu bir birliktelikleri var. Hatta çıkmaya başlamadan önce de çok yakın arkadaştılar.
Bunun gibi iç açıcı örnekleri gördükçe hayatta hiçbir şeyin imkansız olmadığına biraz daha inanıyorum. Peki ben de imkansız gibi gözüken bir şeyi yapıp genel kanının aksini kanıtlayabilecek miydim? Hayatımın sonuna kadar hep yanımda olmasını istediğim, her şeyimi paylaştığım (buna aşk acıları, kendini sorgulama ve kilo aldım muhabbetleri de dahil) kişiyle mutlu bir birliktelik yaşayabilir miydim?
Bir başka soru da bir kızla bir erkek gerçekten sadece iki iyi dost olamazlar mıydı? Çoğu insanın 'eninde sonunda çıkacaklar' dedikleri dostlar bu genellemeye mi dahil olacaklardı?
Peki evlendiğin kişi kankan olabilir miydi? 'İki insan beraberken çok mutlularsa, çok iyi anlaşıyorlarsa ve hayatlarının sonuna kadar beraber olmak istiyorlarsa neden güzel bir evlilikleri olmasın?' sorusunun bir cevabı aralarında arkadaşlık duygusu dışında aşk olmaması olabilir. Aşk gelip geçici, yaşayanlar bunu savunur, o zaman gelip geçici bir şeyi göz ardı edip dostunla evlenmek mantıklı olmaz mı? Bilmiyorum. Daha evlilikten uzak ilişkilerin cevaplarını bulamazken evlilik soruları çok zor geliyor.
Uzun bir haftasonundan sonra tüm bu sorgulama dönemine girmeminin iyi olduğuna ama dostum olarak gördüğüm bir kişiyi hep o şekilde bırakmaya karar verdim çünkü gerçek dostluklar çok zor bulunuyor.
Evet, yanındayken fazlasıyla rahat olabildiğim, durmadan yemek yiyip bir yandan da konuşabildiğim, tüm sorunlarımı çözebilmesi için yanına koştuğum özel bir insan... Sanırım yanındayken böyle olabildiğim bir sevgili bulamayacağım.
Kankalar sevgili olabilir mi?
Uzun yıllar gerçek aşkın ilk görüşte aşkla olacağına inanan ben, bu düşüncemi yakın zamanlarda değiştirmiştim. Çevremde bir sürü güzel örnek vardı. Hatta en yakın arkadaşlarımdan birinin sevgilisi daha önce bizim başka iki kız arkadaşımıza aşıktı. Yıllarca yanlış kızlarda aşkı aradıktan sonra sonunda doğrusunun yanı başındaki kişide olduğunu anladı. Şu an çok mutlu bir birliktelikleri var. Hatta çıkmaya başlamadan önce de çok yakın arkadaştılar.
Bunun gibi iç açıcı örnekleri gördükçe hayatta hiçbir şeyin imkansız olmadığına biraz daha inanıyorum. Peki ben de imkansız gibi gözüken bir şeyi yapıp genel kanının aksini kanıtlayabilecek miydim? Hayatımın sonuna kadar hep yanımda olmasını istediğim, her şeyimi paylaştığım (buna aşk acıları, kendini sorgulama ve kilo aldım muhabbetleri de dahil) kişiyle mutlu bir birliktelik yaşayabilir miydim?
Bir başka soru da bir kızla bir erkek gerçekten sadece iki iyi dost olamazlar mıydı? Çoğu insanın 'eninde sonunda çıkacaklar' dedikleri dostlar bu genellemeye mi dahil olacaklardı?
Peki evlendiğin kişi kankan olabilir miydi? 'İki insan beraberken çok mutlularsa, çok iyi anlaşıyorlarsa ve hayatlarının sonuna kadar beraber olmak istiyorlarsa neden güzel bir evlilikleri olmasın?' sorusunun bir cevabı aralarında arkadaşlık duygusu dışında aşk olmaması olabilir. Aşk gelip geçici, yaşayanlar bunu savunur, o zaman gelip geçici bir şeyi göz ardı edip dostunla evlenmek mantıklı olmaz mı? Bilmiyorum. Daha evlilikten uzak ilişkilerin cevaplarını bulamazken evlilik soruları çok zor geliyor.
Uzun bir haftasonundan sonra tüm bu sorgulama dönemine girmeminin iyi olduğuna ama dostum olarak gördüğüm bir kişiyi hep o şekilde bırakmaya karar verdim çünkü gerçek dostluklar çok zor bulunuyor.
Evet, yanındayken fazlasıyla rahat olabildiğim, durmadan yemek yiyip bir yandan da konuşabildiğim, tüm sorunlarımı çözebilmesi için yanına koştuğum özel bir insan... Sanırım yanındayken böyle olabildiğim bir sevgili bulamayacağım.
26 Haziran 2009 Cuma
Mr. Big
Yaz döneminde iş alanında deneyim kazanabilmek ve meslek olarak ne seçmek istediğimi anlamak adına part-time bir işe başladım. Kendimden yaşça büyüklerle olmak hoşuma gidiyordu. Muhabbetleri, dertleri, güldükleri biz 20 yaş grubundan çok daha farklıydı. Kendimi hep olgun gördüğümden onlarla kaynaşmak hiç zor olmadı. İlk ya da ikinci günümde birini fark ettim. Yaşını kestiremediğim, ilginç, belli ki sorunlarını gülüp geçerek kafasına takmamaya çalışan biri. Gün içinde arada bir karşılaşıyorduk, en sevdiğim şeylerden birini yapıp bana adımla hitap edip küçük bir kafa oynatmasıyla selamını verip geçiyordu. Mutluydum.
O gün son kez karşılaşacağımızı biliyordum ve arabasıyla geldiği için beni eve bırakabileceğini söylemişti. Soğukkanlılığımı muhafaza ederek kabul ettim. Arabadaki yaklaşık 45 dakikalık muhabbetimizde çok eğlenmiştim. Böyle bir erkekle mutlu olabileceğimi düşünürken yaşını öğrendim: Benden 16 yaş büyüktü!
Böyle bir senaryoyla ilk karşılaşım değildi. Bir şekilde hep kendimden oldukça büyükleri beğeniyor ve yaş farkını öğrendiğimde arkamı dönüp gidiyordum.
İlişkilerde yaş farkı önemli mi? Erkek kadından büyük olduktan sonra hiç de önemli değil diyenlerin büyük çoğunlukta olduğu düşünülmüş bu toplumda bugünlerde artık kadınların da büyük olması zaman zaman hoş karşılanıyor. Bu tartışmalar süre giderken doğum yılımızın değil de iki kişinin olgunluk derecelerinin ve tecrübelerinin benzer olması bana daha önemli gibi geliyor. Yaşça büyük olmanın her zaman daha çok tecrübe ve olgunluk getireceğine inanmıyorum. Peki kendimi benden oldukça büyük biriyle bir çift olarak hayal etmem az da olsa bende neden rahatsızlık yaratıyor?
Çok yakın bir arkadaşım ilk cinsel deneyimini kendinden 14 yaş büyük erkek arkadaşıyla yaşamıştı. Bunu bana anlattığında duyduklarımı hazmedebilmem için ondan süre istedim. Türkiye'de büyük bir kesim tarafından hala tabu olarak kabul edilen cinsel ilişkiyi çok yakın arkadaşımdan duymak mı beni şaşırtmıştı yoksa yaşça büyük biriyle olması mı? Bir şeyler yanlış geliyordu kulağıma fakat daha kendi hayatını kesinleştiremeyen birinin, benim, onu yargılaması en son seçenek olmalıydı ki hiçbir şekilde kimseyi yargılamak istemezdim zaten.
Yanlış sınıfa girmem sonucu tanıştığım genç öğretim görevlisi gerek yanlış derste olduğumu anladıktan sonra ben sınıftan çıkarken gerekse ders aralarında koridorda karşılaşmamızda olsun hafifçe flörtçü bir tavırla dersinin kapısının bana her zaman açık olduğunu söylemişti. Öğretmen-öğrenci hiyerarşisi de yaş konusu dışında ayrı bir çıkmazdı. Elinde olmadan öğrencinin bir profesörden etkilenmesi çok kolaydı. Bu gibi bir mantıkla ulaşmamızın neredeyse imkansız olduğu ünlüler de bu kategoridendi. Elde edemeyeceğimizi bildiğimiz daha değerliydi.
Yakın bir arkadaşımın erkek arkadaşı tüm samimiyetiyle erkekler için kız arkadaşlarının ellerinde olsa sevgililerini bırakıp Johnny Depp'e gidecek olmalarını bilmelerinin çok zor olduğunu söyledi. Ben de onlara aynı şeyi Angelina Jolie, Jessica Alba için yapacaklarını söyledim. O da gülüp bana hak verdi.
Bir gün ikinci tercih olabileceğini bildiğin halde ilişkiler nasıl yürütülürdü? Bugünün tadını çıkarıp geleceği düşünüp bugünü zehir etmemek doğru muydu?
Aklımda sorular gidip gelirken Mr. Big kargaşasını çözememiştim. Sırf benim için İstanbul'a gelecek, benden 8 yaş büyük kişiyle çok alakasız bir şekilde yurtdışında tanışmıştım. Gelmesine haftalar kaldı ve bu buluşmamızdan ne ben ne beklediğimi biliyorum ne de onun ne beklediği hakkında en ufak bir fikrim var. Sanırım cevapları ancak o geldiğinde alabileceğim.
O gün son kez karşılaşacağımızı biliyordum ve arabasıyla geldiği için beni eve bırakabileceğini söylemişti. Soğukkanlılığımı muhafaza ederek kabul ettim. Arabadaki yaklaşık 45 dakikalık muhabbetimizde çok eğlenmiştim. Böyle bir erkekle mutlu olabileceğimi düşünürken yaşını öğrendim: Benden 16 yaş büyüktü!
Böyle bir senaryoyla ilk karşılaşım değildi. Bir şekilde hep kendimden oldukça büyükleri beğeniyor ve yaş farkını öğrendiğimde arkamı dönüp gidiyordum.
İlişkilerde yaş farkı önemli mi? Erkek kadından büyük olduktan sonra hiç de önemli değil diyenlerin büyük çoğunlukta olduğu düşünülmüş bu toplumda bugünlerde artık kadınların da büyük olması zaman zaman hoş karşılanıyor. Bu tartışmalar süre giderken doğum yılımızın değil de iki kişinin olgunluk derecelerinin ve tecrübelerinin benzer olması bana daha önemli gibi geliyor. Yaşça büyük olmanın her zaman daha çok tecrübe ve olgunluk getireceğine inanmıyorum. Peki kendimi benden oldukça büyük biriyle bir çift olarak hayal etmem az da olsa bende neden rahatsızlık yaratıyor?
Çok yakın bir arkadaşım ilk cinsel deneyimini kendinden 14 yaş büyük erkek arkadaşıyla yaşamıştı. Bunu bana anlattığında duyduklarımı hazmedebilmem için ondan süre istedim. Türkiye'de büyük bir kesim tarafından hala tabu olarak kabul edilen cinsel ilişkiyi çok yakın arkadaşımdan duymak mı beni şaşırtmıştı yoksa yaşça büyük biriyle olması mı? Bir şeyler yanlış geliyordu kulağıma fakat daha kendi hayatını kesinleştiremeyen birinin, benim, onu yargılaması en son seçenek olmalıydı ki hiçbir şekilde kimseyi yargılamak istemezdim zaten.
Yanlış sınıfa girmem sonucu tanıştığım genç öğretim görevlisi gerek yanlış derste olduğumu anladıktan sonra ben sınıftan çıkarken gerekse ders aralarında koridorda karşılaşmamızda olsun hafifçe flörtçü bir tavırla dersinin kapısının bana her zaman açık olduğunu söylemişti. Öğretmen-öğrenci hiyerarşisi de yaş konusu dışında ayrı bir çıkmazdı. Elinde olmadan öğrencinin bir profesörden etkilenmesi çok kolaydı. Bu gibi bir mantıkla ulaşmamızın neredeyse imkansız olduğu ünlüler de bu kategoridendi. Elde edemeyeceğimizi bildiğimiz daha değerliydi.
Yakın bir arkadaşımın erkek arkadaşı tüm samimiyetiyle erkekler için kız arkadaşlarının ellerinde olsa sevgililerini bırakıp Johnny Depp'e gidecek olmalarını bilmelerinin çok zor olduğunu söyledi. Ben de onlara aynı şeyi Angelina Jolie, Jessica Alba için yapacaklarını söyledim. O da gülüp bana hak verdi.
Bir gün ikinci tercih olabileceğini bildiğin halde ilişkiler nasıl yürütülürdü? Bugünün tadını çıkarıp geleceği düşünüp bugünü zehir etmemek doğru muydu?
Aklımda sorular gidip gelirken Mr. Big kargaşasını çözememiştim. Sırf benim için İstanbul'a gelecek, benden 8 yaş büyük kişiyle çok alakasız bir şekilde yurtdışında tanışmıştım. Gelmesine haftalar kaldı ve bu buluşmamızdan ne ben ne beklediğimi biliyorum ne de onun ne beklediği hakkında en ufak bir fikrim var. Sanırım cevapları ancak o geldiğinde alabileceğim.
24 Haziran 2009 Çarşamba
Kategori engeline takılan arkadaşlıklar
Liseden beri çok yakın kız arkadaş grubumdakilerden birkaçımız aynı üniversiteye girdik, diğerleri gene İstanbul'da başka üniversitelere gittiler. Farklı üniversitelerde olmamızın arkadaşlığımızı etkilemeyeceğine en çok inananlardan biriydim. Tahmin ettiğim gibi de oldu, her şeyin değişmesine okullar değil bambaşka bir şey neden oldu: Aşk hayatımız.
Lisedekilerle buluştuğumuz zaman kişi sayısının tek olması artık dayanılmaz bir noktaya gelmişti. Her içlerinden biriyle konuşmak için birine döndüğümde sevgilileri birbirlerini öperken ya da birbirlerine sarılırken yakalamak rahatsız ediciydi çünkü hem onları rahatsız etmeyeyim diye dikkat ediyor hem de bir şeylerin eksikliğini fark ediyordum.
Üniversitede benim gibi yalnızlardan oluşan mükemmel bir kız grubu oluşturup hep bir işim olduğunu bahane ederek farkında olmadan lise grubumdan uzaklaşmıştım. Üniversitedekilerle devamlı bir yerlere gidiyor, yeni bir şeyler denenceğinde ilk onlarla haberleşiyordum. Çok eğlenceli geçen bir yıl sonunda şu meşhur internet sitesinde lisedekilerin fotograflarında artık olmadığımı fark ettim. Her bir buluşmamıza istemeyerek de olsa bir bahaneyle katılmayarak aramızda bir uçurum oluşmasına izin vermiştim. Suçlu kimdi?
Sevgilisi olan biriyle olmayan biri eskiden olduğu gibi çok yakın arkadaş kalamazlar mı? Birilerinin hayatında değişiklik oldu diye bundan arkadaşlıkları da mı etkilenmek zorunda?
Uzun zaman boyunca lisedeki arkadaşlarım konusunda kendimi suçlasam da bunda benim hatam olmadığını anladım. Çok yakın bir arkadaşım nihayet çok tatlı bir erkek arkadaş yapmıştı ve üçümüz çok eğleniyorduk. Çocuk, arkadaşıma düşünceli davranırken beni de unutmuyor, bana benimle vakit geçirebilmekten mutlu olduğu hissettiriyordu. Birbirlerine sevgi gösterisi yapan çifte arada bakıp gülümsüyor ve hayallere dalabiliyordum. Arkadaşımla yalnız olduğumuzda da gene eski tadında vakit geçiriyor ve ek olarak da onun aşk hayatının dedikodusunu yaparak eğleniyorduk.
Peki diğerleriyle neden böyle olamadık? Sanırım bir şekilde bana onlardan farklı bir kategoride olduğumu hissettirdiler. İçlerinde en yakın olduğum, endişelerimin farkında olduğundan elinden geldiğince beni de 'yeni' grubumuza dahil etmeye çalıştı ama bu iyi niyetli çabasını açıkça görebildiğim için bu beni onlardan daha da uzaklaştırdı.
Kızların hepsini çok özledim. Fotograflarda ben de olmak istiyorum ama olduğum vakit de yüzümde sahte bir gülümsemeyle çıkıyorum. Yarın akşam bir tanesinin doğum günü partisi var ve ben her zamanki gibi güzel bir elbise, topuklu ayakkabılarım ve hoş gülümsememle yanlarında olacağım. Fakat bileceğim ki yanımda o an ne kadar hoş gözüktüğümü hatırlatacak biri yerine kız arkadaşlarına onların güzel olduklarını hissettiren erkek arkadaşları oldukça gece sonunda takside camdan dışarı bakıp buruk bir gülümsemeyle İstanbul gecesini izleyeceğim.
Kendinizi biri olmadan da özel hissedebilmeniz dileğiyle...
Lisedekilerle buluştuğumuz zaman kişi sayısının tek olması artık dayanılmaz bir noktaya gelmişti. Her içlerinden biriyle konuşmak için birine döndüğümde sevgilileri birbirlerini öperken ya da birbirlerine sarılırken yakalamak rahatsız ediciydi çünkü hem onları rahatsız etmeyeyim diye dikkat ediyor hem de bir şeylerin eksikliğini fark ediyordum.
Üniversitede benim gibi yalnızlardan oluşan mükemmel bir kız grubu oluşturup hep bir işim olduğunu bahane ederek farkında olmadan lise grubumdan uzaklaşmıştım. Üniversitedekilerle devamlı bir yerlere gidiyor, yeni bir şeyler denenceğinde ilk onlarla haberleşiyordum. Çok eğlenceli geçen bir yıl sonunda şu meşhur internet sitesinde lisedekilerin fotograflarında artık olmadığımı fark ettim. Her bir buluşmamıza istemeyerek de olsa bir bahaneyle katılmayarak aramızda bir uçurum oluşmasına izin vermiştim. Suçlu kimdi?
Sevgilisi olan biriyle olmayan biri eskiden olduğu gibi çok yakın arkadaş kalamazlar mı? Birilerinin hayatında değişiklik oldu diye bundan arkadaşlıkları da mı etkilenmek zorunda?
Uzun zaman boyunca lisedeki arkadaşlarım konusunda kendimi suçlasam da bunda benim hatam olmadığını anladım. Çok yakın bir arkadaşım nihayet çok tatlı bir erkek arkadaş yapmıştı ve üçümüz çok eğleniyorduk. Çocuk, arkadaşıma düşünceli davranırken beni de unutmuyor, bana benimle vakit geçirebilmekten mutlu olduğu hissettiriyordu. Birbirlerine sevgi gösterisi yapan çifte arada bakıp gülümsüyor ve hayallere dalabiliyordum. Arkadaşımla yalnız olduğumuzda da gene eski tadında vakit geçiriyor ve ek olarak da onun aşk hayatının dedikodusunu yaparak eğleniyorduk.
Peki diğerleriyle neden böyle olamadık? Sanırım bir şekilde bana onlardan farklı bir kategoride olduğumu hissettirdiler. İçlerinde en yakın olduğum, endişelerimin farkında olduğundan elinden geldiğince beni de 'yeni' grubumuza dahil etmeye çalıştı ama bu iyi niyetli çabasını açıkça görebildiğim için bu beni onlardan daha da uzaklaştırdı.
Kızların hepsini çok özledim. Fotograflarda ben de olmak istiyorum ama olduğum vakit de yüzümde sahte bir gülümsemeyle çıkıyorum. Yarın akşam bir tanesinin doğum günü partisi var ve ben her zamanki gibi güzel bir elbise, topuklu ayakkabılarım ve hoş gülümsememle yanlarında olacağım. Fakat bileceğim ki yanımda o an ne kadar hoş gözüktüğümü hatırlatacak biri yerine kız arkadaşlarına onların güzel olduklarını hissettiren erkek arkadaşları oldukça gece sonunda takside camdan dışarı bakıp buruk bir gülümsemeyle İstanbul gecesini izleyeceğim.
Kendinizi biri olmadan da özel hissedebilmeniz dileğiyle...
Havaalanı ve Aşk
Lisedeyken kızların çoğunun hasta olduğu Amerikalı bir hocam vardı. Çok da yakışıklı sayılmazdı ama kesinlikle kendine has bir karizması vardı. Biraz depresyonik, hatta biraz kelimesi az kaldı, iç çelişleriyle boğuşan, gelgitleri olan ilginç bir adamdı...
Yaptığı bir tespiti hiç unutmuyorum: Havaalanındayken kimseyi tanımadığınız için olmadığınız ama olmak isteyebileceğiniz biri gibi olabilirsiniz. Yürüyüşünüzü ve konuşmanızı değiştirir, gerine gerine, dik bir şekilde sağlam adamlar atarsınız. Hayalinizde nasıl bir siz varsa onu yaşayabilirsiniz. Ta ki tanıdığınız biriyle karşılaşana kadar! Başınız iner, omuzlar düşer, hafif bir kambur çıkar...
Günlük koşuşturma içinde dağınık saçlar, sıcaktan akan makyaj ve aslında zamanında özenle ütülediğiniz fakat gün içinde kırışan ve vitrindeki manken üzerindeki gibi sizin üzerinizde güzel durmayan elbiseler içinde kendinize güveniniz azalırken aşka nası cesaret edebiliriz? Çoğu zaman edemiyoruz. İşte bu yüzden kendimiz dışında bir kimlikle hareket etmeyi tercih ediyoruz.
Tatiller çoğu zaman yeni bir dönem habercisidir. Özellikle yaz tatillerinde yanık tenimizle kendimizi iyi ve hoş hissettiğimiz, özgüvenimizin tavan yaptığı, gülüş, yürüyüş ve konuşmamızın bile değiştiği bu nadir ama değerli anlar için ödediğimiz otel ve ulaşım ücretleri kesinlikle değer! 'Yaz aşkları kısa sürer' denmesinin bir nedeni de tanıştığımız özel kişiye ister istemez kafamızdaki ideal karakter rolünü oynamamızdır. Yaz tatili biter, sevgililer sonbaharda kaldıkları yerden devam etmek ister fakat oyuncu 'gerçek' hayata döndüğü için kendi karakterine de geri döner.
Bu teorimi bu hafta havaalanındayken denemek istedim fakat yanımda ailem olduğu için yapamadım. İçimde kalan bu planı dün gece küçük yaşlardan beri tanıyıp çok değer verdiğim arkadaşımla buluştuğumda uygulamaya geçirdim. Güzel elbisem, topuk ayakkabılarım ve doğru makyaj ve saçla kendimi çok güzel hissediyordum. İçkinin de etkisiyle arkadaşlarımın tanıdıkları dışında da bir sürü kişiyle tanıştım. Uzun bir aradan sonra kabuğumdan çıkmış, mükemmel boğaz manzarasının ve ortamın tadını çıkarıyordum. Orada tanıştığım biriyle uzun zaman konuştuktan sonra beni yanağımdan öptü ve tek kaşımı kaldırıp barda elinde içkisiyle duran arkadaşıma bir bakış fırlattım. Çocuk bir sorun olup olmadığını sordu. Gerçekten sorun var mıydı? Evet, kesinlikle! Her ne kadar sevgili aday adayını bulana kadar yeni insanlarla tanışacağıma karar vermiş olsam da o gece tanıştığım birinin beni öpmesi içime sinmiyordu. Eski umutsuz romantik triplerini bırakıp oyuna geri döndüğümü bilsem de ister havaalanında, ister tatilde, isterse iki kişi dışında diğer hiç kimseyi tanımadığım bir ortamda olsam da hep kendimden bir şeyler taşıyacaktım. Kendime hangi rolü yazarsam yazayım oynarken gene benden izler olacaktı.
3.5 saatlik uykuyla dün gecenin olabildiğine düzgün bir analizini yaptım: Kendini genelden daha iyi hissediyor olman, utangaç kabuğunu kırıp daha atılgan davranman ve uzun zaman önce rafa kaldırdığın flörtçü kimliğinin tozlarını silip tekrardan giymen seni başkası yapmaz! Gene sen sensindir! Hatta yeni tanıştığın birine hayatınla ilgili bir dizi palavrayı arka arkaya sıralaman bile gene seni sen yapar çünkü seçtiklerin hayal gücünün ürünleridir. O yüzden ne yaparsan yap başarılı olduğunu hissettiğinde bu başarının senin olduğunu bil çünkü bunu hayali kimliğin değil gene sen yapmışsındır.
Herkese güzel oyunlar...
Yaptığı bir tespiti hiç unutmuyorum: Havaalanındayken kimseyi tanımadığınız için olmadığınız ama olmak isteyebileceğiniz biri gibi olabilirsiniz. Yürüyüşünüzü ve konuşmanızı değiştirir, gerine gerine, dik bir şekilde sağlam adamlar atarsınız. Hayalinizde nasıl bir siz varsa onu yaşayabilirsiniz. Ta ki tanıdığınız biriyle karşılaşana kadar! Başınız iner, omuzlar düşer, hafif bir kambur çıkar...
Günlük koşuşturma içinde dağınık saçlar, sıcaktan akan makyaj ve aslında zamanında özenle ütülediğiniz fakat gün içinde kırışan ve vitrindeki manken üzerindeki gibi sizin üzerinizde güzel durmayan elbiseler içinde kendinize güveniniz azalırken aşka nası cesaret edebiliriz? Çoğu zaman edemiyoruz. İşte bu yüzden kendimiz dışında bir kimlikle hareket etmeyi tercih ediyoruz.
Tatiller çoğu zaman yeni bir dönem habercisidir. Özellikle yaz tatillerinde yanık tenimizle kendimizi iyi ve hoş hissettiğimiz, özgüvenimizin tavan yaptığı, gülüş, yürüyüş ve konuşmamızın bile değiştiği bu nadir ama değerli anlar için ödediğimiz otel ve ulaşım ücretleri kesinlikle değer! 'Yaz aşkları kısa sürer' denmesinin bir nedeni de tanıştığımız özel kişiye ister istemez kafamızdaki ideal karakter rolünü oynamamızdır. Yaz tatili biter, sevgililer sonbaharda kaldıkları yerden devam etmek ister fakat oyuncu 'gerçek' hayata döndüğü için kendi karakterine de geri döner.
Bu teorimi bu hafta havaalanındayken denemek istedim fakat yanımda ailem olduğu için yapamadım. İçimde kalan bu planı dün gece küçük yaşlardan beri tanıyıp çok değer verdiğim arkadaşımla buluştuğumda uygulamaya geçirdim. Güzel elbisem, topuk ayakkabılarım ve doğru makyaj ve saçla kendimi çok güzel hissediyordum. İçkinin de etkisiyle arkadaşlarımın tanıdıkları dışında da bir sürü kişiyle tanıştım. Uzun bir aradan sonra kabuğumdan çıkmış, mükemmel boğaz manzarasının ve ortamın tadını çıkarıyordum. Orada tanıştığım biriyle uzun zaman konuştuktan sonra beni yanağımdan öptü ve tek kaşımı kaldırıp barda elinde içkisiyle duran arkadaşıma bir bakış fırlattım. Çocuk bir sorun olup olmadığını sordu. Gerçekten sorun var mıydı? Evet, kesinlikle! Her ne kadar sevgili aday adayını bulana kadar yeni insanlarla tanışacağıma karar vermiş olsam da o gece tanıştığım birinin beni öpmesi içime sinmiyordu. Eski umutsuz romantik triplerini bırakıp oyuna geri döndüğümü bilsem de ister havaalanında, ister tatilde, isterse iki kişi dışında diğer hiç kimseyi tanımadığım bir ortamda olsam da hep kendimden bir şeyler taşıyacaktım. Kendime hangi rolü yazarsam yazayım oynarken gene benden izler olacaktı.
3.5 saatlik uykuyla dün gecenin olabildiğine düzgün bir analizini yaptım: Kendini genelden daha iyi hissediyor olman, utangaç kabuğunu kırıp daha atılgan davranman ve uzun zaman önce rafa kaldırdığın flörtçü kimliğinin tozlarını silip tekrardan giymen seni başkası yapmaz! Gene sen sensindir! Hatta yeni tanıştığın birine hayatınla ilgili bir dizi palavrayı arka arkaya sıralaman bile gene seni sen yapar çünkü seçtiklerin hayal gücünün ürünleridir. O yüzden ne yaparsan yap başarılı olduğunu hissettiğinde bu başarının senin olduğunu bil çünkü bunu hayali kimliğin değil gene sen yapmışsındır.
Herkese güzel oyunlar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)